ZÜMRÜT Y. RADAU



Resimler

Sergiler

Yazılar

Özgeçmiş

İletişim

Ana Sayfa

English
   


                                           ...
R
adau’nun kişisel merceği, çok yüzeyli bir kristal küre gibi farklı şeyleri bir anda kendi kadrajı içinde topluyor.Sunduğu görüntü hiçbir zaman kesitine ait değil.Aynı anda tüm zamanlara kapılar aralıyor.Bu açıdan, resimlerde karşımıza çıkan görsel mantık, üst üstelikler değil, yan yanalıklar sunuyor,tekrarlar sunuyor. Resmin çatısı bu yan yana sunulan yaşam yansımalarına yaslanarak zamana uzanıyor.


Bu resimler karşısında tarih duygusu izleyiciyi yalnız bırakmaz.Fakat bu bir kuşatmadan çok, bir anımsatma durumudur.Çünkü kullandığı yöntem, tarih bilgilerinin onaylanması yerine, geçmişle bugün arasında bağlar kurmaya yöneliyor.Zamanın akıp giden, sürükleyen girdabında insan gerçeğine renkli göndermeler yaparak, doyumsuzlukların ve yok edici davranışların bizim yabancılarımız olmadıklarına işaret ediyor.                        
 
                                                                                             
...
HÜSAMETTİN KOÇAN, 1991


...

Zümrüt Y. Radau, 1990’da ilk kez katıldığı “Hüsamettin Koçan Atölye Sergisi”nden bu yana denemelere açık ve sürekli bir öncekini aşma tutumu içinde bir sanatçı olarak tanınıyor.Radau çalışmalarında doğasından gelen çok renkliliği insan figürlerinin griliği ile dengeliyor.Antik heykellerden yola çıktığı bu insan figürlerini yeniden forme eden Radau, onlara yepyeni içerikler yüklüyor.Zaman ve mekan Radau için büyük önem taşıyor.Sanatçı, tuvali çerçevelere bölerek bir müzeci tavrı da ortaya koyuyor; geçmişin zaman ve            mekan katmanlarını süzgeçten geçirerek günümüze geliyor.

                                                                                              
...                                            
NUR NİRVEN, 1992


 ...

Zümrüt Y.Radau AKM’deki sergisinde (4 Şubat 1997) kendi dil varlığını ortaya koyma çabasında; etkilendiği sanatçılara bir “Hommage” sunuyor.Bir yerde kendi sözcesini kurarken, kendi öznelliğini oluşturan sanatçılara “Merhaba” diyor.Onların tuvallerinden veya çalışmalarından yola çıkarak kendi dil varlığını oluşturuyor.Bu dil varlığı ise “anonimleşen” bir dilin kendi izlerini taşımaya başlaması ile oluşmakta.Arkeolojinin ana öğelerinden birini seçmiş kendi dil
varlığını ortaya çıkarmak için: Höyükler.Bir yerleşme kalıntısı üzerindeki yassı,
    yapay toprak tepecikler.
 

Zümrüt Radau da kendi tuvallerinde bu yapaylığı, sahteciliğin bilincinde olarak kullanıyor: Tuval üzerine beş santimlik straforlar sayesinde katmanlar oluşturarak, bu katmanları havya ile deliyor ve kendi höyüklerini bu yüzeye yerleştiriyor.Delikler üstüste gelen tepeciklerin kara delikler gibi işlenmesiyle varoluyor.Bu şekilde; sanatçı tarihi katmanlara olan ihtiyacını yapay bir şekilde zeminlendirirken, bu zaman katmanlarında mekanını bulmaya çalışıyor. Bilindiği gibi höyükler bozkırları sever; bu nedenle de Balkanların ötesinde Güney Avrupa coğrafyasında bulunması zordur.Orta Anadolu, höyükler için çok imkan sağlayan coğrafyayı oluşturur.Anadolu coğrafyasına taşınan çağdaş sanat ustaları tekillik ile evrensellik arasındaki ilişkinin pekiştirilmesini sağlarken Türk çağdaş sanatını da bu alanlara çekmeye çalışıyor.
                                                                           ...

Zümrüt Radau, kendisini etkileyen sanatçılara yolladığı bu methiye içinde kendi yolunu ararken karışık bir tekniği tepecikler halinde veriyor bizlere: Bu nedenle höyükler önem taşıyor. Havya ile giriştiği kazıbilimi eyleminde ise işleri ortaya çıkıyor.Etkileri birer alıntı olarak ele alındığında on dört 125 x 150 ve bir 160 x 200’lik tuvalleri geliyor karşımıza: Matisse’den Fontana’ya; Boltanski’den Christo’ya; Klein’dan Warhol’a vb. uzanan  çağdaş sanat yapıtlarının öğelerine göz kırpıyor yapay tepeciklerinde.Höyükler’in dil varlığını günümüze taşırken, Zümrüt Radau, kendi kollektif öznelliğini getiriyor karşımıza.Kendisini birey olarak ele almak çabasının yanıltıcılığını bir kenara bırakarak, ediminde kolektif öznenin sanatta nasıl yapılabileceğinin araştırmasını yükleniyor. Bunu gösterebilmek için çağdaş sanatı ve höyükleri oluşturan tepeciklerin tüm yapaylığını kullanmayı da ihmal etmiyor. Tuvallerin üzerinde dil varlığı kendine zaman içinde  bir varoluş alanı arıyor.Stella’nın sarmalları için halat kullanıyor; Fontana’nın delikleri için straforda oyuklar kazıyor; Warhol’un Coca Cola’larında serigrafiyi bez üzerinde ele alıyor; Matisse’in dansının kaslarını göl yosunlarından oluşturuyor ki, kasların etkisi verilebilsin.Ve Boltanski’nin gölge oyunlarını (Canavarlar) ise Karagöz geleneği ile buluşturarak, höyüklerin maddiliğine ruh kazandırmaya çalışıyor. Malzeme ve ruhu arasındaki ayırıma karşı çıkarcasına malzeme ve gölgemsi ruhları birleştirmekten geri durmuyor.Dil varlığını oluşturmak üzere kullandığı höyükler bize  dilin hep öteki tarafından, başkaları tarafından oluşturulduğunu hatırlatıyor.Kendi varlığını dağıtırken sanatçı, dil varlığını vücuda getiriyor ve sanatçının, belki de, ancak burada kendisine mekan bulabileceğini gösteriyor.Sanat tarihinin bize gösterdiği yönden çok sanatçıların dillerinin kendilerini sorgulamayı yeğliyor.Sözcenin dilin sınırında olduğunu fark ederek, höyükleriyle bu sınırın katmanlarının arasında saklı olmadan “gözükeni” görünür kılıyor. “Yerleştirme” 1997)

                                                                           ...
ALİ AKAY, 1997


Zümrüt Yasemin Radau, Atatürk Kültür Merkezi’ndeki sergisinde; kendi sanat çizgisini oluştururken diğer sanatçıların üzerinde bıraktığı etkileri saptıyor ve onları yeniden gözden geçiriyor.Herhangi bir sanat yapıtı yada sanatçının, diğer bir sanatçının dünyasına sızması kaçınılmaz bir durumdur.Ancak bu süreç rasyonel olmaktan çok, kendiliğinden oluşur ve sanatçının anlık kararları ve yönelimleriyle ortaya çıkar.Yalnızca dış görünüşleriyle karşımıza gelen (en azından ilk anda böyle görünen) yapıtların,aralarındaki öncelik –sonralıklarını “tercih”ten başka ne belirleyebilir?Kendi belleğini oluşturan sanatçının, bir “ağ” halinde her yöne dağılan ilmekleri (elbette) rastlantısal biçimde atılacaktır.Bu rastlantısallığın ise; yaşamsal birönemi vardır.Aynı; kabuğunu inşa etmek için “ilk hareket”e hazırlanan bir yumuşakçanın vereceği karar gibi…
                                                                          ...

Radau’nun yapıtlarında, bir tarih sorunsalı da ortaya çıkmaktadır.Sanatçı, adlarını verdiği sanatçıların (Andy Warhol, Yves Klein, Frank Stella, Jasper Johns, Christian Boltanski vb) tarihsel konumlarıyla değil, kendi “güncel” konumuyla ilgilenmektedir ve üzeri örtülmüş yapıtları topraktan çıkarttıkça onların hayli değiştiğini ayrımsamaktadır.Her sanatçının yapıtı belki birbirleriyle kaynaşmış, kavramlar birbirine geçmiş, biçimler deforme olmuştur.Hiç değişmeyen kırıntılar kalmış mıdır? Kalmışsa, tüm bu deformasyon içinde, o kırıntılar kendilerini dış etkilerden nasıl koruyabilmiştir? Bu soru net olarak açıklanamaz. Ancak kesin olan birşey varsa; o da, yıllarca toprak altında kalmış söz konusu sanatçıların yapıtları (Toprak; Zümrüt Y.Radau’nun özel alanıdır ve toprak altında bekleyen yapıtlara yapılan her müdahale toprağın sahibinden gelmiştir), artık başlangıç noktalarından çok uzaklarda yer almaktadır.Başlangıç noktalarını yitiren yapıtların “orijinal” niteliklerinden söz edebilme olasılıkları da ortadan kalkmıştır.Onlar gerçekliklerini, bugünkü görünümlerine taşımışlardır.O halde Radau’nun belleği ile “şimdiki zaman” örtüşmektedir.Daha açık bir söyleyişle; bellek “geçmiş” ile bağlarını “şimdiki zamanda” oluşturmakta ve yenilemektedir.”Geri gelen veya oluşanın aynılıkla hiçbir ilintisi yoktur.Kopya değişik olanın karakteriyle, modeli bile değişikliğe uğratmıştır.

EMRE ZEYTiNOĞLU, 1997


Zümrüt Y.Radau’nun “Lale Devri” başlıklı sergisinde toplu olarak gösterdiği “lale resimleri” sanatçının gelişiminde yeni bir sanatsal dönemin işareti sayılabilir.Bugüne dek daha çok 20. Yüzyılın belli başlı sanatçılarını büyüteç altına alarak modernizme ilişkin yeni bir bakış açısı içeren resimleriyle dikkat çeken Radau’nun “Lale Devri” resimleri de özünde yine zaman katmanları arasında bir arayışı gündeme getiriyor, ancak bu kez daha kişisel, daha kendi yaşamının içinden çıkıp gelen bir yaklaşımın izleri okunabiliyor.Aslında çiçek motifleriyle – ve özellikle lale’le – Radau’nun resimlerinde sık sık karşılaşırız; Van Gogh’a, Matisse’, Rousseau’ya ya da O’Keeffe’ye göndermede bulunduğu yapıtlarında çiçek, çağrışım uyandırmak için  kullanılan birer simge  olagelmiştir.Bu kez lale, başrolde: Kültürel bir simge olmanın ötesinde, sanatçının belli ki içselleştirdiği bir motif olarak sürekli yeni renklere, yeni biçimlere bürünüyor ve temsili bir imge olmaktan öte, malzemeyi içselleştiren ve resimsel çerçevenin sınırlarını aşan birer “nesne – yapıt”ın çıkış noktasını oluşturuyor.
                                                         ...

“Lale Devri” resimleri, Zümrüt Y. Radau’nun resimsel mekan kurgusu anlamında farklı bir tarzın arayışına girdiğini de duyuruyor; zaman katmanları gibi kurduğu olabildiğince kabarık yüzeylerden vaz geçmiyor, ancak Hüsamettin Koçan’ın değindiği gibi “ören yeri” etkisi uyandıran önceki dönem resimlerinin aksine, birden ve bütüncül olarak algılanan bir alan kurguluyor. Ama en büyük etkiyi, sanırım renkleriyle yakalıyor sanatçı; bugüne dek renk öğesini bilinçli olarak ikinci planda bırakmış olmalı, çünkü “Lale Devri” resimlerinde renkle yakalanan ifade, sanatçının fark etmediğimiz güçlü bir noktasını gözler önüne seriyor.



AHU ANTMEN, 2000


Radau'nun çoğunluğu 20. yüzyılın ikinci yarısında eser vermiş sanatçılardan alıntılar yaptığını, bu alıntıların yine Radau'nun resminin ana felsefesi olan zaman kavramına hizmet ettiğini ve alıntıların lalelerle birleştiğini görüyoruz. Radau bu sergisinde Lucio Fontana'nın, Alberto Burri'nin, Jasper Johns'un, Gilbert&George'un, Anish Kapoor'un, Cy Twombly'nin eserlerine gönderme yapıyor ve burada kimi zaman Fontana'nın yırtıkları Radau'nun lalelerine dönüşüyor; kimi zaman Gilbert&George'u anımsattığı çalışmasında olduğu gibi, kendi çektiği lale fotoğraflarını karelere böldüğü tuvalinde kullanıyor ve kimi zaman da Radau'nun resimlerinde tuvalden kesilip yapıştırılan laleler özneleşiyor. Radau'nun bu resimlerinde dikkati çeken önemli bir konu da, zaman zaman ilk resimlerinde daha çok karşılaştığımız höyüklerinin yine tesadüfen ortaya çıkması. Bu, bir anlamda Radau'nun daha önceki resimlerinin de bir zaman katmanı olarak bugünkü resimlerine eklemlenmesi anlamına geliyor. Sanıyorum, bu noktada Radau'nun son sergisinde kendi resminden de alıntı yapmasını hatırlamakta fayda var: Radau, bu sergisinde (Tulipa), son dönem resimlerinde lalenin ara katmanı oluşturduğunu ifade etmiş ve son beş yılki çalışmalarını bir zaman katmanı olarak alıntıladığını belirtmişti. Buradan hareketle de kendi resimlerinden alıntı yaptığı bir seri üretmişti: Her biri daha önceki “Lale Devri” resimlerinden birine gönderme yapan dörtlü, altılı, sekizli resim gruplarından oluşan “Hommage to Tulip Period/Lale Devrine Saygı” dizisi. Zümrüt Radau, nasıl seçtiği sanatçılardan alıntılar yapmak yoluyla onları resimlerine bir zaman katmanı olarak yerleştiriyorsa, kendi sanatçı geçmişini de, kendi sanatının belleğini de bir zaman katmanı olarak resminin içine yerleştirip bugünün zamanına taşıyarak aslında bizi bir başka kavrama daha götürüyor: Postprodüksiyon.

                                                          ...

Zümrüt Radau da, büyük ustaları andığı, onlardan alıntılar gerçekleştirdiği tuvallerinde yanyalıkları, rastlantısallıkları kullanarak onlardan postprodüksiyon bir eser ortaya çıkarmakta; tuvalini modelinden bağımsız hale getirmektedir. Nasıl ki bir romanda, bir hikâyede, bir denemede metin, gönderme yaptığı metinlerden tamamen farklı yöntemler izliyor; farklı anlamlar üretiyorsa; sanat üretiminde de eser, model alınan eseri anımsatmakla, çağrıştırmakla birlikte, ondan tamamen ayrı bir yola sapmak durumundadır. Burada sanatçı, modeline bir mesafe alır ve modelini özünden ayrı bir yola sokar; onu saptırır. Sitüasyonist bir pratiği, yani saptırma eylemini ortaya çıkaran Postprodüksiyon, varolanı temellük ederek yoldan çıkarmaya dayanmaktadır. Duchamp'ın “Pisuar” örneğinde, sosyal olanın, kapitalist üretim biçiminin özgüllüğü içinde sanat alanına taşınması, nesnenin bağlamının değiştirilmesi gibi, bugün de sanat kendisini üretimin sosyal alanına doğru taşımakta; dokümanter sanat, sanat tarihi göndermeleri ile, sosyal alana doğru açılmaktadır. Bourriaud, sanatın imler, formlar ve jestler kullanarak dünya ile olan ilişkisini kurduğunu ve bunun da bir nevi ekonomi olduğunu öne sürer çünkü burada sanatçı, insanlar ya da nesneler arasında birtakım ilişkiler yaratmaktadır. İşte Zümrüt Radau da, alıntıları yoluyla bu ilişkileri kurmakta; geçmişle bugün arasındaki ilişkileri...

BURCU PELVANOĞLU, 2010

 


      Levent Mah. Gül Sk, No. 12 34330 Beşiktaş / İstanbul

Telefon  :  0212 279 60 07

e-mail  :   info@zumrutradau.com